Aslında şu yazıyı yazıyor olmam bile,
takıntı derecemin büyüklüğünü, kendime olan güvenimin eksikliğini ve insanda
var olan ama ortaya çıkmayı bekleyen ben
buraya ait değilim duygusunun içimdeki yoğunluğunu ortaya koyuyor.
Uzun zamandır, oldukça uzun zamandır
yaşadığım bu mekândan gitmeyi istiyordum. Hem ruhen hem de bedenen bu eylemi
gerçekleştirmek arzusu tüm bedenimi kavuruyor, beni susuz bırakıyordu. İnkâr etmiyorum,
çoğu vakit delice bir arzu duyduğum bu eylemi yapamayacak olmanın verdiği hayal
kırıklığı ve çaresizlik, bedenimi sağanak yaşlarla sarsıyordu. Delirdiğimi,
delirmemiş olsam bile bir şekilde delireceğimi düşünüyordum. Çünkü ruhumda
gitmek fikri kalmak fikrinden daha baskındı ve her geçen gün gittikçe kök
salmak beni öldürüyordu. Ne cesaretim vardı ne de imkânım. Olduğum yerde kalmak
zorundaydım.
Tüm düşlerim, kurguladığım dünyaya
açılıyordu ve bu dünyaya açılan gözlerim kapanmak istiyordu. Yanlış anlaşılmasın!
İsyan etmiyorum, asla! Sadece mükemmel olan o varlıktan uzaklaşıyordum ve ona
varmak isterken yavaş ilerleyen adımlarım, bu sefer hızla ondan uzaklaşıyordu. Yorulmuştum
ve biliyordum ki yanlış yerdeydim. Tümüyle yanlışlığın içinde.
Sabahattin Ali’nin dediği gibi “Gitmek,
daha büyük kaçışların habercisidir.” Sadece bir gün için gitmek için kendime
izin veriyorum. Ne kadar uzağa gidebilirim, emin değilim. Ne kadar süre bu
karmaşa ortamından uzak kalabilirim, bilmiyorum. Sadece… Gitmek istiyorum.
Hep gitmek istedim. Tezer Özlü gibi “Yaşamı
gitmek olarak algılıyorum.” Gitmek, kitaba, kente, şiire, içe, öze, dışa. Varlığın
ne kadar büyük olduğunu kavradığını sanacak ama her adımda, daha büyük olduğunu
görüp hayret edecek kadar uzağa gitmek.
İyi bir okulum, aç ve açıkta kalmayacak
kadar param, sıkıntıları atlatabilen bir ailem var. Hamdolsun. Ama tüm iyi
niyetlerim kursağımda kalmışken yutkunurken neden ağlıyorum, anlıyor musun? Hayatım
fazlalıklarla dolu ve bunca yükle öldükten sonra nasıl kendimi savunabilirim
düşüncesinin korkusu içindeyim ve aksi gibi her an ölebilirim, herkes gibi. Yarılanmış
ama tamamlanmamış ve asla tam olmayacak şeyleri, tüm çarpık düşünceleri,
zehirli bir sarmaşık gibi iliklere işleyen anlamsız fikirleri, sanki hiç
düşünülmemiş, sorun edilmemiş gibi bırakıp öleceğim/z. Belki de burada
kaybettiğim Öz’ü orada bulacağım. Lâkin ya geç olursa?
Ölmek düşüncesi değil korkutucu olan. Asıl dayanılmaz
şey ertelediğim her iyinin, öldükten
sonra kötü olarak karşıma çıkacak
olması.
Hâlâ neden gidiyorum, öyle mi? Çünkü gitmeliyim.
Gitmezsem kayıpların içinde keenlemyekûn olacağım. Durun bir dakika! İstediğim de
bu değil mi, zaten? Keenlemyekûn olmak. Öyleyse neden…
Sanırım, ne istediğini bilmeyen boş bir
bedenden fazlası değilim. Ne diyeyim, umulur ki ruhumu bulup geri dönerim.
Bir gün için kaybolup geleceğim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder