Biraz Huzur...

20 Kasım 2015 Cuma

GİTMEK

    






    Aslında şu yazıyı yazıyor olmam bile, takıntı derecemin büyüklüğünü, kendime olan güvenimin eksikliğini ve insanda var olan ama ortaya çıkmayı bekleyen ben buraya ait değilim duygusunun içimdeki yoğunluğunu ortaya koyuyor.
    Uzun zamandır, oldukça uzun zamandır yaşadığım bu mekândan gitmeyi istiyordum. Hem ruhen hem de bedenen bu eylemi gerçekleştirmek arzusu tüm bedenimi kavuruyor, beni susuz bırakıyordu. İnkâr etmiyorum, çoğu vakit delice bir arzu duyduğum bu eylemi yapamayacak olmanın verdiği hayal kırıklığı ve çaresizlik, bedenimi sağanak yaşlarla sarsıyordu. Delirdiğimi, delirmemiş olsam bile bir şekilde delireceğimi düşünüyordum. Çünkü ruhumda gitmek fikri kalmak fikrinden daha baskındı ve her geçen gün gittikçe kök salmak beni öldürüyordu. Ne cesaretim vardı ne de imkânım. Olduğum yerde kalmak zorundaydım.
    Tüm düşlerim, kurguladığım dünyaya açılıyordu ve bu dünyaya açılan gözlerim kapanmak istiyordu. Yanlış anlaşılmasın! İsyan etmiyorum, asla! Sadece mükemmel olan o varlıktan uzaklaşıyordum ve ona varmak isterken yavaş ilerleyen adımlarım, bu sefer hızla ondan uzaklaşıyordu. Yorulmuştum ve biliyordum ki yanlış yerdeydim. Tümüyle yanlışlığın içinde.
    Sabahattin Ali’nin dediği gibi “Gitmek, daha büyük kaçışların habercisidir.” Sadece bir gün için gitmek için kendime izin veriyorum. Ne kadar uzağa gidebilirim, emin değilim. Ne kadar süre bu karmaşa ortamından uzak kalabilirim, bilmiyorum. Sadece… Gitmek istiyorum.
    Hep gitmek istedim. Tezer Özlü gibi “Yaşamı gitmek olarak algılıyorum.” Gitmek, kitaba, kente, şiire, içe, öze, dışa. Varlığın ne kadar büyük olduğunu kavradığını sanacak ama her adımda, daha büyük olduğunu görüp hayret edecek kadar uzağa gitmek.
    İyi bir okulum, aç ve açıkta kalmayacak kadar param, sıkıntıları atlatabilen bir ailem var. Hamdolsun. Ama tüm iyi niyetlerim kursağımda kalmışken yutkunurken neden ağlıyorum, anlıyor musun? Hayatım fazlalıklarla dolu ve bunca yükle öldükten sonra nasıl kendimi savunabilirim düşüncesinin korkusu içindeyim ve aksi gibi her an ölebilirim, herkes gibi. Yarılanmış ama tamamlanmamış ve asla tam olmayacak şeyleri, tüm çarpık düşünceleri, zehirli bir sarmaşık gibi iliklere işleyen anlamsız fikirleri, sanki hiç düşünülmemiş, sorun edilmemiş gibi bırakıp öleceğim/z. Belki de burada kaybettiğim Öz’ü orada bulacağım. Lâkin ya geç olursa?
    Ölmek düşüncesi değil korkutucu olan. Asıl dayanılmaz şey ertelediğim her iyinin, öldükten sonra kötü olarak karşıma çıkacak olması.
    Hâlâ neden gidiyorum, öyle mi? Çünkü gitmeliyim. Gitmezsem kayıpların içinde keenlemyekûn olacağım. Durun bir dakika! İstediğim de bu değil mi, zaten? Keenlemyekûn olmak. Öyleyse neden…

    Sanırım, ne istediğini bilmeyen boş bir bedenden fazlası değilim. Ne diyeyim, umulur ki ruhumu bulup geri dönerim.


Bir gün için kaybolup geleceğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder