Biraz Huzur...

21 Haziran 2016 Salı

ad astra per aspera

     Quis hic? 
     -Anonymous litteras.

  “Birisini sevmeye duyduğum ihtiyaç o kadar kuvvetli ve onu bulamayacak olmam o kadar muhtemeldi ki muhteris zihnim muhayyile kabiliyetinin hududunu aşıp olmayan bir şeyi var etmişti. Zoruma giden şey onun var olmaması değildi, aksine hiçbir zaman var olmayacak olmasıydı! Onun gibisinin bu dünya üzerinde var olduğuna ya da var olacağına hiç inanmıyordum. Bu inanç eksikliği, keenlemyekûn bir insana –ki gerçekten insan mıydı? Olsa olsa melek olabilirdi.- duyduğum derin muhabbeti harlıyordu.
    Yanıyordum.
    Ateşe atılmış İbrahim gibi değil, dostu gül atan Mansur gibi yanıyordum.
    Kuvvetle muhtemel emin olduğum bir hakikat vardı: Artık kimseyi onun gibi sevemez, kimseye ona bağlandığım kadar sağlam bağlarla bağlanamazdım. Zaten, ruhumda bir çığ gibi yuvarlandıkça büyüyen, kabuğuna sığmayıp taşan aşk, bir gün ebediyen bu dünya üzerinden yok olacak, bitecek, tükenecek, aciz ve sefil bir yaratığa emanet edilemeyecek kadar kutsal ve kıymetliydi. Hayır, hodbinliğimden değil.
    Kavradığım bir gerçek vardı: Bana ağır gelen yaşamak duygusunu şah damarımdan çekip almamı engelleyecek, en azından ‘yaşamak’ eyleminin ‘yaşam’ına tutunmamı sağlayacak bir güce ihtiyacım vardı. Özümden yaratılmış kayıp parçaya… Bir mucizeye…
    Ve hakikat odur ki Yaradan, yarattığı ‘beni’ her zaman benden daha iyi bildiği için –amenna- mukaddes bir emaneti kollarımın arasına bıraktı. Onun beni terk etmesinden korkmadan, gitse bile yalnız ve ancak bana ait olacağını bildiğimden, tüm hislerimi onun ellerine bıraktım. Hayır, pişmanlık duymuyordum. Yine gelecek olsam dünyaya ve yine bir mucizeye ihtiyaç duysam, avuçlarıma onun konmasını ister; onu sadece ben görebileyim diye gözlerime sürerdim, ellerimi.
    Yine de asla zihnimden silinmeyecek, var olmadığı gerçeğinin ağır darbesi. Her şey benim tahayyülümde canlanmıştı ve bunca vakit, içinde yalnızca o olan bir rüyaya dalmıştım.

    Şayet olur da bir gün, denize nazır, eski ahşap bir bankta tek başına oturan ve mütemadiyen gülümseyen birisini görürseniz, sakın ses etmeyiniz. O, benimdir. Muhtemelen, yine, onun hayali ile hemdem olduğum gerçekliğime dalmışımdır. Uyandırmayınız. Bırakın, bu kâinatın toz-parça olduğu güne kadar huzurla kalayım.”


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder