Yok oluyoruz, farkındasın değil mi?
Her gün biraz daha birbirimizi öldürerek
ve görmeyerek
kan revan olmuş parmaklarımızın
boğumlarına takılan cesetlerimizi.
Artık siyahın bile bizim için renk
olmadığı - renksizlik içinde, belirsiz…soyut…-
ve somut olmak için ölmeyi beklediğimiz
bu yerde,
çığlık atmamak için dişlerimi,
dudaklarıma bastırıyorum.
Ve patlıyor bir kızıllık akciğerlerime
ve mideme.
Siyaha muhtaç olduğum bu Arafta
-doğuştan değil-
sosyopat olmaya zorlandığımın
farkındayım.
Onca his ve his uçurumlarına rağmen…
Görmüyor musun, uçurumun kenarında
takılı kalan saçlarımızın ucuna konan kelebekleri?
-Hayır, onlar kelebek ölüleri,
deme bana!
Niye ölsün kelebekler vakitleri
gelmeden?
Niye öldürdün bizi vaktimiz gelmeden?
Hayır, neden bu soğuk toprakta
uyuyorsun, soluk ve cansız avuçlarında
tutarak bir kalbi?
Sol göğsümdeki boşluğun sebebi,
avucundaki tortular mı?
Sahi, benim bir kalbim var mıydı?
Ne zamandan beri kalbim yerine bir
boşluk taşıdığımı hatırlamıyor ve bilmiyorum,
kim aynada yansıyan ve çökmüş avurtları
ile gözlerimin içine nefretle bakan.
Umut şarkıları söyleyen kuşlar yerine,
beyaz minareden yayılıp ruhuma ulaşan salayı veren de kim?
Ve neden bu dua yağmurunun altında
ıslanmıyorum?
Eteklerime bile sıçramıyor tek bir
damla.
Hayır, karga değil onlar.
Karga da bir kuş, o da umut şarkıları
söylüyor ama yanlış sesle.
Yanlış bir mektubun doğru adrese
ulaşması gibi.
-Neden mektup yanlış olan? Belki de
adres yanlış, en başından!
+Hayır, suçlu postacı.
Kulaklarıma varmadan ölen cümlelerin
mezarlarına hangi duayı etmeliyim ki
doğacak diğer cümleler kulaklarıma
varsın ve ruhuma?
Hangi dua, artık kısır kalan
kelimelerimin rahmini, tekrar doğurgan etsin?
Menopoza girmek için erken değil mi?
Belki de doğum yapmak için çok yanlış
bir vakit…
Ellerimin arasında hissettiğim bu
ıslaklık ve kırmızı-
Tanrım, kelimelerim ölüyor benimle
birlikte!
Rahmime tutunamayan cenin harfler pıhtı
halinde dünyaya gelip çöpü boylarken
annelik duygusunu hissetmek erken değil
mi?
Tanrım, dünyaya bir kelime getirmek
istiyorum ama
Ama
Ya yanlış paragraflara sapar da yanlış
cümlelere özne olursa?
Gülme!
Baksana senin ellerinde de doğmamış
kelimelerin olmayan kefenleri duruyor.
Hadi bir mezar kazalım tırnaklarımıza
toprak dolsun.
Nasıl olsa bir gün gözlerimizin içi de
toprak dolacak.
Korkma, bırak kendini.
Her şey bu kadar işte: basit.
Katil olmak da ölmek de.
-Basit olmayan bir şey söyleyeyim mi
sana: yaşamak.
+Yanlış dedin: yaşayamamak.
-Ayrılıyor muyuz?
+Bir olmuş muyduk?
-Nasip değilmiş.
+Öyle
-Hoşça kal madem.
+Hoşça kal.
Hoşça kal?
yüreğine sağlık gerçekten çok güzel olmuş, kelimeleri yanlış paragraflara sapmasın diye söyleyememek ne kadar doğru; olduğum durumu özetleyen bir cümle olmuş... yüreğine sağlık.
YanıtlaSilTeşekkür ederim, belki de hepimizin içinde olduğu bir durum ama görmek için farklı seslerden duymalıyız..
Sil