Biraz Huzur...

6 Şubat 2017 Pazartesi

Pembe Çantalı Kız

      Tür:Hikaye

      Bir sabah, pembe çantalı kızın yatağının üzerinde bir not buldular.
    “Gidiyorum.” diye başlıyordu, not. “Gidiyorum.” diye de bitiyordu.
    Oda arkadaşı şaşkındı. Nereye gider, cümlesi geçti aklından. Bu imkânsız, diye düşünmeden önce, Gider ama nereye? Diye düşündü. Çünkü pembe çantalı kız gitmek istiyordu. Ekseriyetle aynı cümleyi kuruyor, hep aynı hülyadan bahsediyordu. İçinde solmaya yüz tutmuş yaşamak eylemini hayatta tutmak için hep aynı şeyi tahayyül ediyordu. Gitmek. Gidince her şey biter, tüm yükler iner, yarım kalan ne varsa tam olur zannediyordu. İçinde hapis kaldığını düşündüğü bu zindandan ‘kurtulurum’ ümidi vardı. Bedeni, dünya denen çarmıha gerilmişti ve Tanrı istemeden kurtuluş yoktu. Bu yüzden hiç şaşırmadı, pembe çantalı kızın arkadaşı. İçinde yeni doğmuş bir endişe duygusu vardı, elbette. Bundan dolayı koşarak diğer odadaki arkadaşının yanına gitti. Zihninde gidebileceği yerlerin listesini çıkararak kapıyı hızla açtı.
    “Gitmiş!” diye haykırdı.
    Diğeri uykunun verdiği sersemlikle yataktan kalkarken “Nereye gitmiş?” diye sordu. Kim, diye sormamıştı. Biliyordu ki gitmek eylemi pembe çantalı kıza aitti. Yorganı ayakları ile iteleyerek üzerinden atıp diğerinin elindeki nota uzandı. Çapak birikmiş gözlerini sağ elinin işaret parmağı ile temizleyip daha iyi bir görüş elde edip okumaya başladı.
    “Cesaret bana ulaştığında, can çekişiyordu ve ölmeden önce bunu yapmalıydım. Bu son şansımdı, biliyorum. Eğer şimdi yapmazsam, elimde son nefeslerini soluyan cesareti kaybedeceğim. Ve onu kaybedersem, ben de kaybolacağım.”
    Yaşça büyük olan kendisine bu haberi veren uzun kıza baktı. Gözleri sulanmış, ağzı yarı açılmıştı. Pembe çantalı kız, gitmek düşüncesinden çok bahsederdi, evet ama bunu yapmak için cesarete de ihtiyacı olduğunu söylerdi. Ne zaman bu cesareti bulmuş, gitmeye ne zaman hazırlanmıştı? Cesaret, ona, neden şimdi varmış, neden ölüp gitmemişti? İki kız yüreklerine kök salan hüznün ağırlığı ile yere çökerken orta odanın müdavimi, sesleri duyup yanlarına gelmişti. Beyaz pelüş kazağı, uyku mahmuru gözleri ile tıpkı pembe çantalı kızın ona seslendiği gibi ‘pelüş ayı’ kadar sevimliydi.
    “Neler oluyor?” diye sordu. Diğerleri pembe çantalı kızın ismini söylediler. Orta odanın müdavimi anlayıverdi, olan biteni. Hızla balkonlu odaya koştu, düzgünce toplanmış yatağa baktı. Gerçekten… Gitmiş miydi?
Şaşkınlık dolu bakışlarla diğerlerinin yanına döndü kendisine uzatılan notu aldı.
    “Kendimi bulmaya, Öz’üme dönmeye gidiyorum. İster kaçmak deyin buna, ister pes etmek. Siz, ne anlam yüklersiniz bilmiyorum ama ben kendime dönüyorum.”
    Orta odanın müdavimi, büyüğe baktı. Büyük, uzun olana. İkisi yerinden kalktı ve orta odanın müdavimi ile birlikte balkonlu odaya döndüler. Pembe çantalı kızın dolabını açtılar. Giysiler yerli yerindeydi. Büyük kırmızı bavul dolabın üzerinde duruyordu ama geçen hafta hep birlikte onun için aldıkları kocaman siyah sırt çantası yoktu. Detaylıca dolaba baktıklarında birkaç parça eşyanın da olmadığını fark ettiler. Seccadesi ve orta boy Kur’an da yoktu. Kitaplarının çoğunu da götürmüştü. Dolabın önünde kalakalmışlardı. Bu kan donduran sessizliği yaşça büyük olan bozdu.
    “Böyle olmaz.” dedi, ağlayarak. “Polise haber verelim.”
    Uzun boylu olan tüm sinirlerini aldırmış gibi sakin, fırtına öncesi dinginlik gibiydi.     “Kaçırılmayan, kendi isteği ile giden birinden söz ediyoruz. Hangi sıfatla polise gidelim?”
    Orta odanın müdavimi, portatif sandalyeye bıraktı kendini. “Ne yapacağız peki? Öylece… Bekleyecek miyiz?”
    Gidenin cesareti vardı, olmasına da, kalanın beklemeye sabrı var mıydı? Balkonlu odanın üç köşesine yığılır gibi çöken bu üç arkadaş için beklemek zordu,  ne yapacaklarını bilememek daha zor.
    Kaç saat öylece oturdular, ne kadar süre beklediler, bilmiyorlardı. Saat aynı noktada durmuştu. 04:50. Onları hipnotize olmuş hallerinden çıkaran şey delice yumruklanan kapıydı.   Onlar yeni farkına varmış olsalar da yarım saate yakın çalınıyordu zil, yumruklanıyordu kapı. Büyük olan her biri bir yıl yaşlanmasına neden olan adımlar atarak kırılırcasına çalınan kapıyı açtı. Pembe çantalı kızın eski arkadaşı, endişeden daha da büyüyen gözlerini kırpıştırarak arkadaşını sordu.
    “Bugün için bulaşacaktık ama sabah kalktığımda bana ‘Bugün gelemeyeceğim ve bundan sonra da bunu telafi edemeyeceğim için özür dilerim.’diye mesaj atmış. Arıyorum ama bu hat kullanılmamaktadır diyor. Neler oluyor?”
    Büyük olan kelimeleri nasıl kullanacağını unutmuş gibi konuşmadan kapıdakini içeri çekti. Matem havasının hâkim olduğu balkonlu odaya götürdü. Not, birde onun elinden geçti.
    “Özür dilemem, bana olan kırgınlığınızı, kızgınlığınızı gidermeyecek eminim ama hiç habersiz değilsiniz. Gideceğim belliydi. Sadece zamanı muallâktı. Belki ölerek gidecektim ama gidecektim, sonuçta. Size sözler verdim ve hiçbirini tutamayacağım. Belki bir gün geri dönersem, o zaman kaldığımız yerden devam edebilir miyiz?”
    Eski arkadaş sustu. Boş kalan köşeye de kendisi çöktü.

    Birkaç gün sonra…
    Olaylar daha çok acıya neden olmuştu. Pembe çantalı kızın okuldan ayrıldığını duydular önce. Gerçi isteyerek gelmemişti ama iki yılını verdiği üniversiteyi bir çizgi ile silmiş, onların kanısına göre hiç tereddüt etmemişti. Sınıf arkadaşları şaşkındı. Sınıf arkadaşı dediğime bakmayın. Olayın şok etkisi yarattığı kişiler, iki elin parmaklarını geçmezdi. Arkadaşları, uzun zamandır, pembe çantalı kızın veda ile ilgili cümleler sarf ettiğini ve buna anlam veremediklerini söylediler. Notu onlar da okumuştu.
    “Bu istediğim bencillik. Biliyorum ki dönmem çok uzun zaman alacak ve döndüğümde kimse beni hatırlamayacak. En iyisi bu zaten. Dallarım kırılmalı, yapraklarım savrulmalı ki köküme, özüme dönebileyim.”
    Onlar notu okumuşken genç biri, usulca amfinin merdivenlerini indi. Elini uzattı, nota doğru. “İzin verirseniz eğer bende okumak isterim.” dedi. Neden, diye sormadı kimse.
    “Ön sırada oturan o esmer çocuğa bu sözlerim. Cesareti olmayanlar için şartlar sadece bahanedir. Bana gelmeye cesareti yoktu, şartları öne sürdü. Tıpkı benim gitmeye cesaretim olmadığı zamanlar şartları öne sürdüğüm gibi. Lakin benim cesaretim zaman koşusunda galip oldu.” Esmer genç titredi. Notu geri uzattı lakin kendisi geldiği gibi geri gidemedi.

    Birkaç hafta sonra…
    Acı gittikçe yayılıyor ama artık azalıyordu. Kimse pembe çantalı kızın gittiğine şaşırmıyor sadece nerede olduğuna dair endişe ediyordu. Bir zaman sonra bilgisayarını ve telefonunu sattığını, biriktirdiği tüm parayı bankadan çektiğini öğrendiler. Parası bitince ne olacaktı, bilmiyorlardı. Bir ara nereye gittiğine dair küçük bir fısıltı ulaştı kulaklarına. Onu en son havaalanına gitmek için otobüse binerken görmüşlerdi.

    Birkaç ay sonra…
    Hayat eski normaline dönüyor, pembe çantalı kız, arada akıllara gelmek üzere anıların en gerisine itiliyordu. İnsan, koşuşturma halindeydi ve bu koşuşturmada unutulan birileri olacaktı elbet. Pembe çantalı kız gibi.

    Birkaç sene sonra…
    Birkaç kişi dışında pembe çantalı kızı kimse hatırlamaz oldu. Görülüp unutulan bir rüya gibi geçip giden bir araç gibi insanların hayatının belli bir döneminde bulunmuş, sonra keenlemyekûn olmuştu. Yağmurlar geçtiği yolları yıkamış, karlar onu gösteren ibareleri kapatmış, çiçekler onun izleri üzerine büyümüş ve güneş onun akıllarda kalan son şeklini buharlaştırmıştı.

    Yıllar yıllar sonraydı. Çok uzun yıllar sonra. Feleğin kurduğu oyuna uymak için tüm eskiler bir mekândaydı. Yaşça büyük olan, uzun olan, orta odanın müdavimi, eski arkadaş ve esmer çocuk. Yılların yüzlerine bıraktıkları izleri umursamadan gülüp konuşuyor, sürüp giden hayatlarından söz ediyorlardı. Evliliklerinden, kariyerlerinden ve çocuklarından. Masaya yaklaşmakta olan kişiyi fark etmeden konuşuyorlardı.
    İlk fark eden uzun olan olmuştu. Gözlerini kendisine gülerek bakan kişiye odaklamış ne olduğunu çözmeye çalışıyordu. Onun suskunluğunu fark eden diğerleri de baktığı yere döndüler. Kimdi bu yabancı? Eskimiş kıyafetine, kıyafetindeki yamalara, kirden mi yoksa öyle olduğu için mi esmer göründüğünü anlayamadıkları yüzüne ve yaralı ellerine bakılırsa muhtacın biri olmalıydı. Esmer çocuk cüzdanına uzandı, diğerleri çantalara. Birkaç kuruş çıkarıldı. Biri, muhtaca verdi hepsini. Verirken gözlerinin içine baktı. Tanıdık gelen bir hisle sarmalandı. Gelen kişi neşesini bırakıp gitti.
    “Ne kadar da pembe çantalı kıza benziyordu.”dedi o biri. Ekledi. “Keşke burada olsaydı.”
    Onlar hüznü kucaklaya dursunlar, pembe çantalı kız mekândan çıkıp ikinci kez gitti. Nottaki son cümle gibi.

    “Bir gün döndüğümde, hiçbiriniz beni tanımazsanız şayet, tekrar gideceğim. Bu sefer dönmemek üzere. Şimdilik elveda. Gidiyorum.”

    Pembe çantalı kız zıplayarak uyandığında, sırtı terden sırılsıklam olmuştu. Gördüğü rüya kollarının arasına can çekişen bir cesareti bırakıp kaybolmuştu. Vücudu büsbütün titrerken yataktan laktı, masanın başına geçti. Bir not yazdı usulca. Kalktı, yatağını düzeltti, giyindi ve gitti. Yaşamaya başlayan cesaretini alarak.
    Saat, 04:50’idi.

    “Gidiyorum.
    Cesaret bana ulaştığında, can çekişiyordu ve ölmeden önce bunu yapmalıydım. Bu son şansımdı, biliyorum. Eğer şimdi yapmazsam, elimde son nefeslerini soluyan cesareti kaybedeceğim. Ve onu kaybedersem, ben de kaybolacağım.
    Kendimi bulmaya, Öz’üme dönmeye gidiyorum. İster kaçmak deyin buna, ister pes etmek. Siz, ne anlam yüklersiniz bilmiyorum ama ben kendime dönüyorum.
    Özür dilemem, bana olan kırgınlığınızı, kızgınlığınızı gidermeyecek eminim ama hiç habersiz değilsiniz. Gideceğim belliydi. Sadece zamanı muallâktı. Belki ölerek gidecektim ama gidecektim, sonuçta.
    Size sözler verdim ve hiçbirini tutamayacağım. Belki bir gün geri dönersem o zaman kaldığımız yerden devam edebilir miyiz?
    Bu istediğim bencillik. Biliyorum ki dönmem çok uzun zaman alacak ve döndüğümde kimse beni hatırlamayacak. En iyisi bu zaten. Dallarım kırılmalı, yapraklarım savrulmalı ki köküme, özüme dönebileyim.
    Ön sırada oturan o esmer çocuğa bu sözlerim. Cesareti olmayanlar için şartlar sadece bahanedir. Bana gelmeye cesareti yoktu, şartları öne sürdü. Tıpkı benim gitmeye cesaretim olmadığı zamanlar şartları öne sürdüğüm gibi. Lakin benim cesaretim zaman koşusunda galip oldu.
    Bir gün döndüğümde, hiçbiriniz beni tanımazsanız şayet, tekrar gideceğim bu sefer dönmemek üzere. Şimdilik elveda.
    Gidiyorum.”



     İki sene öncesi ama hâlâ aynı...

1 yorum:

  1. Gitmek herkes için geçerlidir, ama gitmeye engel cesaretimizin olmaması mıdır; yoksa gidince hatırda nasıl kalacağımızın muamması mı? Dönüşü olmayan gidişe hangimiz hazırız ki...

    YanıtlaSil