Benden başka kimsesi yoktu; yüreğindeki
fırtınaları anlatacağı, çekinmeden ağlayacağı, kızıp bağıracağı, seveceği,
inciteceği, bazen hayatının en merkezine koyup bazen de dış kapının mandalı
sayacağı, hem en tanıdığım deyip hem de yabancı gibi bakacağı.
Benden başka kimsesi yoktu işte, şu
koskoca, soğuk, beton yığını şehirde. Dostlarım bir elimin parmaklarını geçmez,
derdi. ‘Sen benim dostumsun.’ Neyi var neyi yok anlatırdı bana. Dinlerdim,
sözünü kesmeden. Yeri geldi mi kızardım, bir anne gibi. Kulaklarını çekerdim,
aynı hatayı yapmasın diye. Bazen de onunla ağlardım. Güçlü olmalıydım onun
yanında ama onun gözyaşları yanaklarından süzülürken kalbim ikiye bölünüyor
gibi olurdu ve bende ağlardım. Tüm samimiyetimle güveniyordum. Ama öğrendim ki
o güvenmiyordu. Neden, diye sordum. Hayranı olduğum gözlerini gözlerime dikti. ‘Tüm
sevdiklerim terk etti, beni. Biliyorum, sen de gideceksin.’ Göz pınarlarımdaki
hareketlenmeyi bastırmak son sürat gelen bir arabadan kaçmaya çalışmak kadar
zordu. Dedim ki, sonsuza kadar en iyi dostun olamam belki ama kader izin
verdiği ölçüde yanında olacağım. Gülümsedi ama kırılan kalbim somurtuktu. Gülümsedi,
‘Sen benim dostumsun.’
Bir gün, dost olmayı geçtim, sıradan bir
arkadaş gibi bile davranmaz oldu. Belki bana ait olan parmağını kesmişti. Sordum,
neden böylesin? Ona nasıl davranırsam bana o şekilde davranacağını, söyledi. Düşündüm.
Ben ona böyle davranmıyordum. Böylesine umursamaz, önceden söylenen sözlerin
aksine soğuk. Davranmıyorum, değil mi? Hayır! Çünkü arıyordum, soruyordum,
merak ediyordum ama karşılığım, kısa, soğuk ve ilgisiz oluyordu. Onunla ilgilenmek
istiyordum ama o duvarlar örüyordu, tepesinde kalın dikenleri olan. Geçmeme izin
vermiyor hatta duvarlarına dahi yaklaşmamam için mayınlar döşüyordu, varmama
bir metre kala. Hem çağırıyordu, doludizgin hem kovuyordu, can yakarak.
Yorgundum.
Duvardan geçip dikenli tellerle savaşmak
için yorgundum. Bakışları tüm cesaretimi alıp götürüyordu. Çırılçıplak savunmasız
bırakıyordu. Daha önce bana bakarken içimi ısıtan gözler, şimdi buz kesmişti.
Soruyorum size! Savaşmak için cesaret
aldığınız gözler, artık size dostluğu vadetmiyorsa, artık samimi gelmiyorsa,
cesaretiniz kalır mı? Savaşmanın bir anlamı olur mu? Yorgunluğunuzun geçmesi
gereken yerde canınız çıkarcasına yoruluyor ve bir tek siz çabalıyorsanız,
artık o duvarlara yaklaşır mısınız? Hayır…
Tüm yolları tüketmiştim. Geriye kendim
kalmıştım ve eğer ben de tükenirsem biliyordum ki geriye hiçbir şey
kalmayacaktı. Onun bir gün geri gelmesi ihtimaline karşı kendim olmalıydım,
beni bıraktığı yerde beklemeliydim. En azından geldiği zaman gülümsemeliydim.
Tüm bunlar için susuyor ve bekliyorum. Ona ait
olan parçamı kesmeden, kalbimdeki tapusunu elinden alıp her şeyi maziye
fırlatmadan önce… bekliyorum.
Çünkü ben onun dostuyum.
Benden başka kimsesi yok; hem sevip hem
nefret edeceği.
Okuyorsan eğer-oku sadece...
Ama anlamadan kırılma...
Çünkü ben anlıyordum!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder