Biraz Huzur...

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Dostuyum... Ben... Onun...

  

   
   Benden başka kimsesi yoktu; yüreğindeki fırtınaları anlatacağı, çekinmeden ağlayacağı, kızıp bağıracağı, seveceği, inciteceği, bazen hayatının en merkezine koyup bazen de dış kapının mandalı sayacağı, hem en tanıdığım deyip hem de yabancı gibi bakacağı.
    Benden başka kimsesi yoktu işte, şu koskoca, soğuk, beton yığını şehirde. Dostlarım bir elimin parmaklarını geçmez, derdi. ‘Sen benim dostumsun.’ Neyi var neyi yok anlatırdı bana. Dinlerdim, sözünü kesmeden. Yeri geldi mi kızardım, bir anne gibi. Kulaklarını çekerdim, aynı hatayı yapmasın diye. Bazen de onunla ağlardım. Güçlü olmalıydım onun yanında ama onun gözyaşları yanaklarından süzülürken kalbim ikiye bölünüyor gibi olurdu ve bende ağlardım. Tüm samimiyetimle güveniyordum. Ama öğrendim ki o güvenmiyordu. Neden, diye sordum. Hayranı olduğum gözlerini gözlerime dikti. ‘Tüm sevdiklerim terk etti, beni. Biliyorum, sen de gideceksin.’ Göz pınarlarımdaki hareketlenmeyi bastırmak son sürat gelen bir arabadan kaçmaya çalışmak kadar zordu. Dedim ki, sonsuza kadar en iyi dostun olamam belki ama kader izin verdiği ölçüde yanında olacağım. Gülümsedi ama kırılan kalbim somurtuktu. Gülümsedi, ‘Sen benim dostumsun.’
    Bir gün, dost olmayı geçtim, sıradan bir arkadaş gibi bile davranmaz oldu. Belki bana ait olan parmağını kesmişti. Sordum, neden böylesin? Ona nasıl davranırsam bana o şekilde davranacağını, söyledi. Düşündüm. Ben ona böyle davranmıyordum. Böylesine umursamaz, önceden söylenen sözlerin aksine soğuk. Davranmıyorum, değil mi? Hayır! Çünkü arıyordum, soruyordum, merak ediyordum ama karşılığım, kısa, soğuk ve ilgisiz oluyordu. Onunla ilgilenmek istiyordum ama o duvarlar örüyordu, tepesinde kalın dikenleri olan. Geçmeme izin vermiyor hatta duvarlarına dahi yaklaşmamam için mayınlar döşüyordu, varmama bir metre kala. Hem çağırıyordu, doludizgin hem kovuyordu, can yakarak.
    Yorgundum.
    Duvardan geçip dikenli tellerle savaşmak için yorgundum. Bakışları tüm cesaretimi alıp götürüyordu. Çırılçıplak savunmasız bırakıyordu. Daha önce bana bakarken içimi ısıtan gözler, şimdi buz kesmişti.
    Soruyorum size! Savaşmak için cesaret aldığınız gözler, artık size dostluğu vadetmiyorsa, artık samimi gelmiyorsa, cesaretiniz kalır mı? Savaşmanın bir anlamı olur mu? Yorgunluğunuzun geçmesi gereken yerde canınız çıkarcasına yoruluyor ve bir tek siz çabalıyorsanız, artık o duvarlara yaklaşır mısınız? Hayır…
    Tüm yolları tüketmiştim. Geriye kendim kalmıştım ve eğer ben de tükenirsem biliyordum ki geriye hiçbir şey kalmayacaktı. Onun bir gün geri gelmesi ihtimaline karşı kendim olmalıydım, beni bıraktığı yerde beklemeliydim. En azından geldiği zaman gülümsemeliydim.
    Tüm bunlar için susuyor ve bekliyorum. Ona ait olan parçamı kesmeden, kalbimdeki tapusunu elinden alıp her şeyi maziye fırlatmadan önce… bekliyorum.
    Çünkü ben onun dostuyum.

    Benden başka kimsesi yok; hem sevip hem nefret edeceği.

   Okuyorsan eğer-oku sadece...
   Ama anlamadan kırılma...
   Çünkü ben anlıyordum!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder