‘Beronasen beri na vorti skani. Sin domcvi
do domxali gyuli ckimi…’
Çocukluktan
beri, ben senindim. Sen, yaktın kül ettin beni, gülüm.
Dil ne olursa
olsun, sevdanın, acının, yangının kelimeleri hep aynı. Kelimeleri insanlar
oluşturdu, araya mesafeler koymak istedi çünkü ama hisler, hiçbir insanın
değiştiremeyeceği kadar evrenseldi. Dünyanın neresinde olursa olsun,
kavuşamamamın acısı aynı hissedilir. Bülbül, her dilde aynı gözyaşı ile ağlar. Gül
ise aynı acıyla kıvranır. Gül ve Bülbül, farklı isimlere bürünebilir. Leyla ile
Mecnun olur, bazen. Bazen de Romeo ve Juliet ve daha bilmediğimiz niceleri. Ama
duygu aynıdır, hangi kelimeye, hangi kalıba girerse girsin.
‘Dido migun guis derdi meragi.’
Yüreğimde,
dert ve merak çoktur.
Ağıt, hangi dilde
yakılırsa yakılsın, insanın yüreğinde aynı hissi bırakır. Bazen anlamını bilmediğiniz
bir melodi, kulaklarınızdan içeriye sizden izinsizce süzülür ve anlamlandıramadığınız
bir duygunun yüreğinize oturduğunu hissedersiniz. Sizi bilmem ama ben çok çabuk etkilenirim. Göründüğümün
aksine ‘Elveda’ kelimesinin ‘E’sini duyar duymaz gözlerim dolmaya başlar ve ben
çok çabuk ağlarım. Gözlerim, yetiştiğim Karadeniz havası gibi nemli, her an
fırtına olup yağmaya başlayacak gibi koyu ama güneş doğunca da insanı
ısıtacak kadar sıcak… Yüreğim, Karadeniz gibi asi, duyguları doruklarda
yaşayacak kadar taşkın, asla tam olarak durgun değil ama huzur verici… Belki de
bundandır, bir Karadeniz parçası beynime süzüldüğünde, istemsizce gülümserim. Çünkü
beni, bana anlatır.
‘Gyuli ckimi sin var ida baskasa. Ckimire
do gickitas gyuli ckimi.’
Gülüm,
sen başkasına varma. Benimsin, bunu bilesin, gülüm.
Göklerde yazılmış olduktan sonra ‘Başkasına
varma.’ demenin bir anlamı yok, zannımca. Çünkü Göklerde mühürlenmişse defter,
söz bitmiş, kalem susmuştur. Bize de ‘Amenna…’ demek düşer.
Yazmaya izin veren Rabb’e şükürler olsun…!
Sizi sevdiğim Lazca bir parçayla baş başa bırakıyorum...
Hatalarım varsa affola...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder